Antalya'nın farklı bölgelerinde hem Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü (ASAT) tarafından hem de CK Akdeniz Elektrik tarafından çeşitli altyapı çalışmaları var.
Bu işler asli görevi olan kurumlarca yapılıyorsa övgüye de gerek yoktur, çünkü zaten asli görevleridir.
Hadi biz çalışıyorlar diyelim, "Bravo" kelimesini ekleyelim, biraz övgüyle sözü geçiştirelim.
Esas biz yergiye gelelim.
Antalya'nın merkez ilçelerinden Döşemealtı’nda her yer delik deşik. Villa şehri diye anılan ilçe adeta virane bir görüntüde.
Önce villa yapımına ruhsat vermişler, akıllarına biraz geç gelmiş olacak ki sonra altyapıya geçmişler.
İki belediyede CHP'li, koordinasyonsuzluk ise had safhada.
Kazılıyor-kapatılıyor, asfalt dökülmesi içinse aylarca bekleniyor.
Toprak biraz daha çöksün diyerek geçiştiriliyor.
Bu sorumlu kurumlar ise 0aslında vatandaşın rahatlığına bildiğiniz çöküyor, yaşam kalitesini aşağı çekiyor.
Hele bir örnek var ki, akıl almaz boyutta.
Yeniköy İlköğretim Okulu'nun önü, yanı, sağı, solu delik deşik.
Öğrenciler korunaksız çukurların etrafında okula gidiyor, hele yağmur yağınca çamurun içinde 80'li yılların manzarasını yaşıyor.
CK Akdeniz burada elektrik kablolarını yerin altını alıyor, çalışmayı ise yükleyici firma yapıyor.
Yüklenici firma da kendini savunuyor, "Biz belediyeden izinsiz kazı yapamayız. Belediye de izni yeni verdi." Diyor.
Okullar açılmadan yapılacak bu altyapı çalışması, sanki bilerek ve isteyerek veli ve öğrenciler eziyet çeksin diye şimdi mi yapılıyor?
Döşemealtı Belediyesi'ndekiler, neye ne zaman izin vereceğini bilmiyor mu?
Vatandaşa eziyet çektirmek hoşlarına mı gidiyor?
Kaldı ki bu ülkede bir hükümet yok mu?
Bir Milli Eğitim Bakanlığı yok mu?
Kendine ait okulların önündeki, altındaki, üstündeki eksiklikleri tamamlamadan neden eğitimi başlatıyor.
Neden okullar tatildeyken bunun yapılması için talimat vermiyor.
Bu cezayı sorumlular değil de, neden sadece vatandaş çekiyor!
Biz kime ne anlatıyoruz ki!
Eziyeti çek, yerine otur.
PUSULARIN SESSİZLİĞİ!
Gelelim Antalya trafiğinde trafik polisinin yaptıklarına ve yapmadıklarına.
Polis ana caddeye çıkan bir sokağın akışını değiştiriyor, ana caddeye çıkışı levhalarla yasaklıyor.
Vatandaş bu ya...
Alışkanlıklar kolay terk edilmiyor, doğal olarak, tabelaları fark etmediği için ana caddeye aracıyla çıkıveriyor.
Çıktığında ne oluyor?
Polis pusu kurmuş bekliyor.
Anında ceza.
Polis, yıllardır anayola çıkış veren ara cadde kapatıldığında, insanların ara cadde alışkanlığı nedeniyle tabelayı fark etmemesini hata olarak değerlendiriyor.
Oysa orada daha uyarıcı bir sistemi formülüze etmiyor, pusuyu uygun görüyor.
Tabela bildiğin klasik tabela.
Ne ışık var, ne de gündüz fosfor.
Görürsen şanslısın, görmezsen cezayı ödemeye mecburen razısın.
Buraya kadar polis görevini yapıyor diyelim, bu pusuyu sineye çekelim.
Peki...
Üzerinde çarpı (X) işareti olan, " Duraklama ve park etmek yasak" işaretinin olduğu yerlere aracını park eden sorumsuzlara neden göz yumuluyor.
Size sadece bir örnek vereceğim, onlarca örneği ise es geçeceğim.
Örneğin Özdilek AVM karşısı.
Oraya aracı park etmek, hatta duraklamak bile yasak, orası ise bildiğin otopark.
Bırakın onu, yolun ilerisindeki tramvay durağında şerit ikiye düşüyor, üçüncü şerit ise otopark olarak kullanılıyor.
Polisin burada ve bunun gibi onlarca otopark ihlali yapılan yerde pusu kurmasına da ihtiyaç yok.
Polisin bazı konularda nefes aldırmayan kararları varken, bu konuda nedense aşırı esnekler.
Bırakın sağa park etmeyi, aracın diğer yarısı da ikinci şeridi işgal ettiği halde, poliste alışkanlık olmuş bu ihlalleri de görmezden gelmeler.
HANLARIN HAMAMLARIN OLMUŞ AMA!..
Biraz da mesleğimize yapılan ve meslektaşlarımıza yapılan saldırıya değinelim mi!
Bu ülkede siyasetçi, iş adamı, STK başkanı, hatta ıssız ve sessiz vatandaş ol hiç fark etmiyor.
Yeter ki birinin eksikliğini, hatasını kalemine konu yap, gerçek ve olasılıkları yaz, hatalarını yüzüne çarp. Anında ne ahlaksızlığın, ne satılmışlığı, ne sağcılığın ne de solculuğun kalır.
Yazıya konu olan kişi hemen ağzına hakareti, aşağılayıcı cümleleri tehditleri ve sindirici kelimeleri alır, sıvar da sıvar.
Gazeteci Koray Geçgel'in başına gelen de tam bu.
Eleştiriye tahammülün yoksa o koltukta ne işin var.
Yaptığını ve yapamadıklarını gazetecilerin yorumlarına kapatıyorsan, senin anlattıkların senin kendini dinlediğin ve anlattığın kadar.
Ya ya, şa şa haberleri yapsak harikayız,
Eleştiri haberleri yaparken kakayız.
Bu alışkanlık sadece tepedekilerde değil, toplumun her zerresine kadar sirayet etmiş.
Sindirme denilen taktik, herkesin kullandığı bir davranış şekline evrilmiş.
Antalyaspor A.Ş. Başkan Vekili Hakan Onay'ın meslektaşımıza kullandığı, "Etek değil başka bir şey giysin, ispatlamayan şerefsizdir" türü yakışıksız sözlerine şaşırdık mı!
Hamam işketen bu zat etek yerine peştamal yazsaymış, hamamcılık mesleğine daha uygun hakarette bulunurmuş. Galiba onu da akıl edememiş, düşünce kısa kalmış.
Gazeteci yeter ki seni yazsın, biliyorum ki sen de bizi şaşırtmayacaksın.
Ne bu meslek bu baskılara boyun eğer, ne de meslekte dik duranlar bu söyleyenleri kabul eder.
Kötü söz sahibine aittir.
Hayata Seyirci kalmamanız dileğiyle.