Bugun...


Özlem İNDERESİ

facebook-paylas
Mutluluğun altın anahtarı: ADAB-I MUAŞERET!
Tarih: 20-02-2020 13:40:00 Güncelleme: 24-02-2020 16:09:00


Nezaketsizliğin ve görgüsüzlüğün ileri boyutlara taşınıp alkışlandığı bu dönemlerde unutmuş olduğumuz bir güzellikten bahsetmek istiyorum sizlere Adab-ı Muaşeret! Söylemesi kadar uygulaması, uygulaması kadar üzerinde taşıyanı güzelleştiren bu tabir son zamanlarda ihtiyacımız olan ve özlediğimiz davranışları içinde barındırıyor. Toplum olarak ne kadar kabalaştık, düşüncesiz ve bireysel olduk farkında mıyız? Edepsizlik bu dönemde komik sanılırken; nezaket gülünç olarak algılanıyor. Nazik ve entellektüel olan, kitap okuyan, teşekkür eden, sık özür dileyen herkesle “yaaaaauuuuvvv sen de ha ammaa abarttın” şeklinde konuşuyoruz. Peki neydik, ne olduk, nereye gidelim?

 

En temelden başlayalım Adab-ı Muaşeret ne demek?
Kısaca sosyal yaşamı düzenleyen davranış kuralları demektir. Kelime köküne bakarsak Muaşeret birlikte yaşamak; Adab, edep demektir. Birlikte yaşama adabı olarak açıklayabiliriz. Günümüz tabiri ile “Görgü Kuralları”

 

İnsan sosyal hayata geçiş yaptığı andan itibaren ortaya çıkan Adab-ı Muaşeret her zaman kazanır, kazandırır. Hakani lehçesiyle 1069 yılında Yusuf Has Hacib tarafından yazılan Kutadgu Bilig’de ismi ile müsemma bu kurallardan bahsedilmiştir. Kutadgu Bilig “Mutluluk veren bilgi” anlamına gelir, insana her iki dünyada gerçekten mutlu ve kutlu olmak için gerekli yolu göstermeyi amaçlar. Yusuf Has Hacib eserinde der ki; davet edildiğin bir yemeğe gittiğinde yemekten keyif aldığını belli et ki, yemeği hazırlayan kişi bundan hoşnut kalsın ve yorgunluğu gitsin. Yemek yerken küçük parçalar halinde lokmalarını ağzına al, çok çiğne, sıcak yemeğe üfleme. Bunlar döneme göre değişmeyen ve tamamen güncel görgü kuralları değil mi? 1069 yılında yazılan bir kitapta yer alan buna benzer görgü kuralları ile şuan 2020’de sosyal yaşamımızı doğru şekillendirmek için uygulamamız gereken kurallar aynı…

 

1960’lı yıllarda Türkiye’de Adab-ı Muaşeret kuralları okullarda öğretiliyordu, peki şimdi? O kadar gerekli bir ders ki… Matematik kadar, Fizik kadar, Edebiyat kadar, Kimya, Resim, Müzik, Biyoloji hepsi kadar önemli bir ders. Şahsi fikrim okullarda birkaç saatlik ders olmasının yetmeyeceği ve baraj ders olarak eklenmesi gerektiği yönünde. Çünkü eğer siz görgü kurallarını bilmezseniz, ismininiz önüne ekleyeceğiniz tüm ünvanlar değersizleşir. Saygı ve nezaket bilmediğiniz sürece ne olursanız olun tamamen boş kalırsınız.

 

Başarılı iletişimin 3 altın anahtarı var;
Teşekkür ederim
Özür dilerim
Rica ederim

 

Ne öğrenirseniz öğrenin eğer teşekkür etmeyi, özür dilemeyi ve rica etmeyi bilmiyorsanız hayatta olumlu yanıtlar alabilmek namümkün olacaktır. Bu altın anahtarlar görgü kurallarının ilk öğrenildiği aileden alınacak bilgiler. En küçükten başlarsak eğitime, zamanla büyükler de şekillenecek toplum zerafet ile doğru bir şekilde yoğurulacak. Çok kaybımız var, çok fazla zaman kaybettik bu kuralları unutarak. Mesela Osmanlı’da evlerin önüne farklı renklerde çiçekler konurdu ve bu çiçekler farklı anlamlara gelirdi. İnsanlar çiçekleri gördüğünde saygı duyar ve ona göre hareket ederdi. Beyaz çiçek var ise içeride hasta var demekti, insanlar hastası olan evin önünden geçerken daha sessiz ve duyarlı olurlardı. Kırmızı renkte çiçek olan evde evlenme çağında kız var demekti, insanlar saygı duyar ve o evin önünden geçerken küfürden ve uygunsuz sözlerden kaçınırdı. Bu da bir görgü kuralıydı… Şuan elbette evlerimizin ya da pencerelerimizin önüne bir şeyler koyalım insanlar da bunu anlasın diyemeyiz ama binalarda oturuyoruz, komşularımızı rahatsız etmeyelim. Yüksek sesle müzik dinleyerek yan dairedeki evde olabilecek hastaya saygı duyalım, alt katta uyuyan bebeği uyandırmayalım, yan binada ailesinden birini kaybetmiş komşumuzu üzmeyelim.

 

Özgürlüklerimiz başkasının alanını kısıtlamaya başladığı anda biter. Bunu her zaman bilmemiz gerekli. Görgü kuralları ya da benim en sevdiğim hali ile Adab-ı Muaşeret hayatımızın her alanında ahlaki ve etik değerler ile bizlere doğru tavırları öğretir. Yemekte, sinemada, tiyatroda, söyleşide, konferansta, konserde, toplu taşımada, ofiste, fabrikada her yerde ve her alanda bu kurallara bağlı kalarak hareket ettiğimizde ve bunu çoğumuz yaptığında emin olalım ki hepimiz daha huzurlu olacağız.

 

Yemeğe birlikte başlamak ve önce bitirsek bile sofrada karşımızdaki kişiye eşlik etmemiz çok ince ve keyifli bir tavır olmaz mı? Yemeğinizi bitirir bitirmez kalkıp gitmek karşıdaki kişiye saygısızlık etmek anlamı taşır. Tamamen masum hislerle bunu yapsanız bile bilinçaltına bu saldırı olarak kodlanır. Yemeği hazırlayan kişiye eline sağlık demek ve beğendiğini ifade etmek her zaman zarif ve olması gereken davranışlardandır. Yemeğin tadına bakılmadan tuz atılmaz, sıcak yemeğe üflenmez, ekmek koparılarak yenmez gibi aslında çocukken annelerimizden öğrendiğimiz ama büyüdükçe unuttuğumuz çoğu gerçeği hayatımıza yeniden almalıyız. Sinemada/Tiyatroda konuşulmaması gerektiği, telefonun kapalı ya da en azından sessizde ve çantanızda olması gerekliliği; bir panel, söyleşi ya da performans gösterisi izlerken konuşma bitmeden ortamdan ayrılmak ayıp, ayrılmayı gerektirecek durumlarda izin alınması nezakettir. Bizler bunları unuttuk. Bencilleştik. Topluluk içerisinde küfür etmek ayıp, kadın ya da erkek bedeni üzerinden küfürler türetmek ayıp ve bunları her yerde kullanmak yanlış. Bunlar sosyal ortamlarda dikkat etmemiz gereken kurallardan yalnızca bir kısmı. Görgü kuralları yalnızca öğrenilmez, içselleştirilir. İçselleştirilen kurallar hayata uyarlanarak pekişir ve her alanda farkında bile olmadan görgü kurallarına uygun davrandığınızı farkedersiniz. Biraz hayatınıza aldığınızda sizi tamamen etkisine aldığını ve daha huzurlu olduğunuzu farkedersiniz.

 

Şimdi gelelim profesyonel hayata, iş hayatımıza…

 

Maslow’un ihityaçlar hiyerarşisini hatırlayın, fizyolojik ihtiyaçlarını gidermiş herkes sevgi ister, kabullenilmek ister. Eğer siz, görgüsüz bir insansanız sizi kim sever, kim kabullenir? Mutlu ve başarılı olmak istiyorsanız görgü kurallarını unutmamalısınız. Siz saygı gösterirseniz, saygı görürsünüz. Siz nazik olursanız, nezaket görürsünüz.

 

İnsanlara nasıl hitap edeceğimizi bilmiyoruz, yeni tanıştığınız ve samimiyetinizin olmadığı kişiye abla, abi, sen diyemezsiniz… Siz diye hitap edilmelidir, ismiyle değil isminin sonuna hanım/bey eklemek gereklidir.

 

Bir toplantıda, konuşan kişinin sözü kesilmez, sosyal hayatta da öyle. Dinlemeyi bilmek gereklidir. Ben anladım ne diyeceğini diye bir şey söz konusu olamaz kişinin konuşmasını bitirmesini beklemek gereklidir. Tokalaşma sırasında kadının elini uzatması beklenir, tokalaşırken elin ucu tutulmaz tamamen eli kavramak gerekir. Yeni bir ortama girdiğinizde sizi takdim edecek biri yok ise öncelikle kendinizi tanıtmanız gerekir.

 

Zengin olmanız, şirketlerinizin olması sizin seçkin olduğunuz anlamına gelmez; her zengin seçkin değildir, her seçkin de zengin… Seçkin olmak için görgü kurallarını bilmek gereklidir. İnsanlara nasıl hitap edilmesi gerektiğini, nasıl oturup nasıl kalkmak gerektiğini, telefonla nasıl konuşulacağını, yazılı ve sözlü iletişimi doğru kurmayı bilmek zaruridir. Herkese karşı görgülü ve nazik olabilen insan hayatında Adab-ı Muaşeret’i içselleştirmiş ve daima kabul gören insandır.

 

Adab-ı Muaşeret der ki; her istediğinde ona ulaşamazsın/ulaşmamalısın. Kafanıza taktıkça ve farkına vardıkça gerileceğiniz bir konudan bahsedeceğim size öncelikle okuyuculardan özür dilerim :)

 

Çalışma hayatına atılmış herkes farkedecektir ki bu hayatta görgü kuralları diye bir şeyden söz etmek namümkün….
Mesainize başlamış, akşam bitirmiş eve dönmüşsünüzdür. Zırrrrr telefon… Tüm gün çalıştın, yetmedi mi? Açmazsan müşteriye ayıp mı? Arkadaşlarınla bir kahve içmek ve günün yorgunluğundan sıyrılmak mı istedin unut! Bir istek var, şunu yapalım! Yarın şöyle yapalım... Bunu beğendim. Şunu sevmedim! Bu neden böyle? Aradım ama açmadınız. Peki, tüm bunları akşam telefonda konuştun ertesi güne halletmek için anlaştın, işten sonraki akşamını da iş ile ilgili birilerine harcadın... Yatma vakti! Saat 23 ya da 1 ya da 2, 3, 4, 5 farketmez ki! O telefon sende olduğu sürece ben aklıma her estiğinde sana yazarım diyor birisi. İş ile ilgili…

 

Gece telefon sesine uyanıp bildirimlerden okuyorsun o iş ile ilgili şeyi, mesajı gönderen rahat çünkü attı zehrini… Sana istediği zaman ulaşabilir! İçindekileri söyledi, huzurla uyudu ve şimdi sıra sende kıvran, sabaha kadar kafanda çalış!

 

DUR!
Bu elimizdeki teknolojik alet için de görgü kuralları var!
Saat 22.30’dan sonra arayamazsın, aradıysan en fazla 3 kere çaldırabilirsin.
Mesai saati sonrası çok acil değil ise iş ile ilgili yazamazsın! Oldu ki acil! Cevap verme zorunluluğu olmayan ya da o an çözebileceği konularla ilgili yazabilirsin.
İstediğin her an ulaşabilme şansının olması, istediğin her an ulaşabileceğin anlamı maalesef taşımıyor. Görgü kurallarını içselleştirirken empatiyi en tepeye koymalıyız. Empati kurarak daha sağlıklı iletişimler kurabiliriz.

 

Whatsapp hayatımıza girdiğinden beri bir de ses kaydı meselesi var, çok müsait olmayabilirsin yazmaya elbette kullanabilirsin fakat eğer namüsait durumunda ses kaydı iletiyorsan buna karşındakinin anında cevap vermesini beklemen kadar ironik ne olabilir? Belki bir toplantıda, belki dinleyemeyeceği durumda. Buna anlayış gösterip ses kaydını azaltmak ve yazılı iletişime önem vermek gerekli.


Peki mail?
Eskiden mektup vardı, biz okulda mektup yazma eğitimi almıştık. Özenliydi, altına isim soyisim ve imzamızı da eklerdik. Şimdi?

"Slm, bıdıbıdıyı göndr by”

Ne?

Sen kimsin? Merhaban nerede? Nereden yazıyorsun? Ne için istiyorsun? İyi çalışmalar dilemeni zaten hiç beklemedim ki…
Daha fazla empati ve daha fazla görgü çoğu sorunu halledebilir...

 


Hayatımızdan Adab-ı Muaşeret’i eksik etmeyeceğimiz, empati ve sevgi dolu günler diliyorum…
Hepinize esenlikler diliyorum...





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GAZETEMİZ

NAMAZ VAKİTLERİ
SON YORUMLANANLAR
resmi ilanlar
HAVA DURUMU
YUKARI