Bugun...


Murat SEYİRCİ

facebook-paylas
Benim gerekçem...
Tarih: 27-05-2019 08:27:00 Güncelleme: 10-06-2019 09:20:00


Yüksek Seçim Kurulu İstanbul seçimleri ile ilgili gerekçeli kararını açıkladığından bu yana tartışmalar devam ediyor.
 
Tartışmalarda siyasetçilerin ne dediğinden daha çok, hukukçuların ne dediğiyle ilgileniyorum.
 
Çünkü hukukçular gerekçeyi daha net cümlelerle ifade ediyor, siyasetçiler ise partizanca olaya bakıp, kendi haklı olduğu gerekçeli kısımları ön plana getiriyor.
 
Pek çok hukukçuyu dinlediğimde aynen şu sonuca varıyoruz.
 
Gerekçenin ana konusu, sandık kurulu başkanlarının kamu kurumu görevlisi olmaması.
Peki bu gerekçe tek başına seçimi iptal etmek için yeterli mi?
 
Tüm hukukçuların ortak görüşü, Yüksek Seçim Kurulu'nun yapmış olduğu bir hata asla ve asla seçmene yüklenemez.
Yani bu karar ile Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri yeni bir içtihat oluşturdu, geçmiş kararlarla çelişir bir durum ortaya çıktı.
 
Ayrıca sandıklarda diğer partilerin gözlemcisinin olması, onların da sandıkları denetlemesi söz konusu olduğu için bu durum tam kanunsuzluk olarak ele alınamıyor.
 
Bunun yanında sandık kurulu başkanlarının sandık üzerinde nasıl bir etkisi olduğu, hangi eylemlerde bulunarak usulsüzlük yaptığı ile ilgili hiçbir ifade ve delil gerekçeli kararda ortaya konmadı.
Bu durum tek başına seçimin iptalini mümkün kılmadığı için ek gerekçeler kararda yer aldı.
 
Seçimin iptal edilmesine yönelik  2. Gerekçe ise sayım döküm cetvellerinin imzasız olması.
 
7 üye ne demiş...
18 adet sandıkta sayım döküm cetvelinin hiç bulunmadığı, 90 adet sandıkta ise sayım döküm cetvellerinde sandık kurulu imzalarının bulunmadığı görülmüş. Sayım döküm cetveli olmayan veya imzasız olmakla esasen yok hükmünde olan 108 adet sandıktaki oy kullanan seçmen sayısı 30.281.
 
Seçim sonucunun belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan sayım döküm cetvellerinin 108 sandıkta düzenlenmemiş olması, bu sandıklardaki seçim sonucunun güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir.
 
Hukukçular ise...
Sayım döküm cetvellerindeki bu eksiklik, tek başına seçim sonucuna müessir olmamakla birlikte, (çünkü bunlar çetele, imza olup olmamasının esasen çok önemi yok) sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesi ile birlikte bu durum değerlendirilmiş.
 
Burada da 7 üye, sandık kurullarındaki partililerin oy sayımı sonrası her şeyin normal olduğunu belirten teslim tutanaklarını devre dışı bırakmış, çetelelerde imza zorunluluğunu ortaya koymuş.
 
Yani yine tam olarak seçimi iptal edecek bir gerekçe oluşmamış, bir itiraz daha gerekçeye eklenerek kartopunun büyümesi sağlanmış.
 
706 oy kullanmaması gereken kişinin oy kullandığı tespit edilmiş, bu da gerekçeye iliştirilmiş.
 
706 kişi de aradaki oy farkının kapanmasına neden olmadığı için 3 gerekçe iptal için büyük bir kartopu haline getirilmiş. 
 
Bunların hiçbirini ben söylemiyorum, bunları tamamen konunun uzmanı hakimler, savcılar, hukukçular söylüyor.
 
Yani gerekçeli kararda kısaca somut hiçbir şey yok, soyut anlatımlar var.
 
Kim oyları nasıl gasp etti, sandıklar üzerinde nasıl hileler yapıldı, sandık kurulu başkanlarının oylara etkisi hangi yöntemlerle oldu, bunlarla alakalı gerekçeli kararda hiçbir açıklama yok.
 
Ortada suç yok, hatalar var.
Hatalar ise seçimin iptalini karşılamıyor.
 
İşte bu durum AK Parti'yi zor durumda bırakıyor.
AK Parti'nin savunduğu çaldılar iddiası, gerekçeli kararda havada kalıyor.
YSK, oyların gasp edildiği veya şu yöntemle rakip adaya kaydırıldığı ile alakalı hiçbir delili kararda ortaya koyamıyor.
 
Geriye bir tek şey kalıyor o da 20 küsür bin oy farkı nasıl 13 bine düştü savunması.
 
Zaten sayılan oylar geçersiz, yani sakat oylardı. Oyların geçersiz olmasının büyük bölümünün nedenide parti ambleminin üzerine mührün basılmasıydı. Bu hatalar tespit edilip, gereken oy dağılımı yapıldı. 
 
Aradaki farkın Binali Yıldırım lehine ne kadar azaldığını ve tüm oylar sayıldığında Binali Yıldırım'ın seçimi alacağını söylemek tamamen bir varsayımdır.
 
Varsayımlar üzerinden seçim yenilenemeyeceğine göre, gerekçenin de oldukça güçlü olması ve geçmiş kararlarla da çelişmemesi gerekir.
 
En önemlisi ise halkın vicdanlarına su serpmesi gerekir.
 
Taraflı tarafsız hukukçuların çok büyük bir bölümü, seçim iptal kararının somut bir gerekçeye dayanmamasını eleştirdi, YSK Başkanı dahil 4 üyenin de karara şerh koyması, bu görüşlerin haklılığını güçlendirdi.
 
Bana sorarsanız...
Ben gerekçede somut bir şeyler göremedim, hukukçulara hak verdim.
 
Kaldı ki zaten meclis çoğunluğu AK Parti'nin, meclis yönetecek kişi ise CHP'nin.
İşte bu gerçek bile şeffaflık için çok önemliydi.
 
Bizim bu israf döneminde şeffaflığa daha çok ihtiyacımız var. 
 
Hayata Seyirci kalmamanız dileğiyle.




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI