Eskiden ev seçerdik.
Şimdi fiyatlar bizi eliyor.
Ev ilanlarına bakmak da biraz vitrin gezmeye benzemeye başladı. Bakıyorsun...
Salon ferah.
Mutfak geniş.
Manzara güzel.
Sonra fiyat kısmına geliyorsun.
O saatten sonra ev bakmayı bırakıp fotoğraflara bakmaya devam ediyorsun.
Çünkü artık evler satılmıyor gibi.
Hayaller sergileniyor.
Biz uzun zamandır ev konuşmuyoruz aslında.
Kira konuşuyoruz.
Faiz konuşuyoruz.
Peşinat konuşuyoruz.
"Bu maaşla nasıl olacak?" cümlesini konuşuyoruz.
Tam da böyle bir dönemde bir haber düştü gündeme.
Milletvekillerinin de içinde yer aldığı bir konut yapı kooperatifi kurulmuş. İstanbul'da planlanan projeyle ilgili çalışmalar sürüyor. Kooperatif yönetimi, projenin yalnızca milletvekillerine özel olmadığını, isteyen herkesin katılabileceğini ve henüz arsa görüşmelerinin devam ettiğini söylüyor.
İnanıyorum.
Zaten mesele o değil.
Mesele, "herkes" kelimesi.
Çünkü "herkes katılabilir" cümlesi kulağa çok güzel geliyor.
Tıpkı...
"Herkes yaz tatiline çıkabilir."
"Herkes çocuğuna bisiklet alabilir."
"Herkes ay sonunda kenara biraz para koyabilir."
Cümlelerin hiçbiri yanlış değil.
Ama hayat bazen cümlelerden daha dürüst oluyor.
Belki sorun kapının açık olması değil.
Bazılarımızın o kapıya kadar yürüyememesi.
Çünkü bazı cümlelerde geçen "herkes" ile sokakta karşılaştığımız "herkes" aynı kişiler olmuyor.
Elbette herkes ev sahibi olmak ister.
Milletvekili de...
Bürokrat da...
Vatandaş da...
Keşke gerçekten herkes olabilse.
Üstelik tartışmanın merkezindeki isimler, yalnızca milletvekilliği maaşı alan kişiler de değil. Mevzuat gereği hem milletvekilliği hem de emekli milletvekilliği aylığını birlikte alan isimler de bulunuyor. Görevleri kapsamında birçok giderleri de kamu kaynaklarıyla karşılanıyor.
Gözümüz kimsenin maaş bordrosunda değil.
Ama aynı ülkede biri ay sonunda kira mesajını beklerken, diğeri yatırım planı yapabiliyorsa insan ister istemez hesap makinesini değil, vicdanını çıkarıyor cebinden.
Bir tarafta emekli maaşıyla mutfak alışverişi hesaplanıyor.
Diğer tarafta emekli maaşıyla milletvekili maaşı aynı cümlede yan yana gelebiliyor.
Aynı ülke.
Aynı ekonomi.
Aynı market.
Sanırım farklı olan sadece alışveriş listeleri.
İnsanların itirazı da tam burada başlıyor.
Kimsenin kazancına değil...
Ortaya çıkan fotoğrafa.
Çünkü temsil etmek bazen kürsüden konuşmak değildir.
Aynı markette dolaşabilmektir.
Aynı etiketlere bakıp aynı şaşkınlığı yaşayabilmektir.
Aynı ilanlara bakıp aynı iç çekişi duyabilmektir.
Belki de bu yüzden insanların canını sıkan şey bir konut projesi değil.
Bir mesafe.
Vatandaşla onu temsil edenler arasındaki mesafe.
Evlerin metrekaresi konuşuluyor.
Oysa asıl büyüyen...
Aradaki mesafe.
George Orwell, Hayvan Çiftliği'nde yıllar önce tek bir cümleyle koca bir düzeni anlatmıştı:
"Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir."
Bazı cümleler yazıldıkları dönemde romandır.
Yıllar geçer.
Hayat onları manşet yapar.
Bugün o cümleyi yeniden okuyunca insanın aklına hayvanlar gelmiyor.
Evler geliyor.
Galiba...
Bugünlerde bazı evler de diğerlerinden biraz daha eşit.
Umarım bir gün "herkes katılabilir" denildiğinde, o cümlenin içinde gerçekten herkes kendine bir yer bulabilir.
Çünkü eşitlik bazen bir kanunda değil...
Bir kelimenin gerçekten herkesi kapsamasında başlar.
Sevgi ve saygıyla...