|
Tweet |
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) bünyesinde, Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın liderliğinde "Su Krizi" başlığıyla önemli bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Kentin mevcut su potansiyeli, iklim değişikliğinin yansımaları, hızlı nüfus artışı ile tarım, turizm ve sanayi sektörlerinin su kaynakları üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği oturumda, AÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ethem Karadirek de detaylı bir sunum sundu.
Toplantıda konuşan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan; Toroslar, deniz, şelaleler ve tarım alanlarıyla büyüyen Antalya’nın tarih boyunca suyla şekillendiğini, Perge ile Patara gibi antik yerleşimlerdeki su kanallarının medeniyetin gelişiminde suyun ne kadar hayati olduğunu gösterdiğini söyledi. Bilim ve teknolojideki ilerlemeye rağmen su kaynaklarına yeterli özenin gösterilmediğini dile getiren Özkan, üniversite olarak uzman mühendis ve biyologlarla toplumsal farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini açıkladı.
Düden Şelalesi ve Kırkgöz kaynaklarındaki debi kayıplarına değinen Özkan, suların sonsuza kadar var olacağı yönündeki yanlış algının tehlikelerine işaret etti. Düden’deki durumun suyun hem miktar hem de kalite açısından kaybedildiğini açıkça gösterdiğini belirten Özkan, tatlı su yetersizliği sebebiyle deniz suyunu arıtarak kullanma girişimlerinin ekolojik dengeye zarar verdiğini ifade etti. Arıtılan deniz suyunun yüzde 70’inin yoğun tuz olarak tekrar denize salındığını ve bunun alg dengesini bozduğunu vurgulayan Özkan, bu gidişatın önü alınmazsa 10 yıl içerisinde mevcut yaşam standartlarının korunamayacağını savundu.
Su bilincinin yerleşmesinde bireysel davranışların ve örnek olmanın kritik role sahip olduğunu aktaran Özkan, üniversitedeki bazı akademisyenlerin cuma gününden klima açık bırakarak odalarından ayrıldıklarını ve pazartesiye kadar cihazların çalıştığını gözlemlediklerini iletti. Bu tür olumsuz davranışların öğrencilere kötü örnek teşkil ettiğini belirten Özkan, tıpkı emniyet kemeri kullanımında olduğu gibi caydırıcı yaptırımlarla davranış kültürünün acilen değiştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Antalya’nın 2 milyon 770 bin civarındaki yerleşik nüfusunun yanı sıra yılda 17 milyon turist ağırladığına dikkat çeken Özkan, altyapı ve su planlamalarında bu dinamik nüfusun göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. Turizm sektöründeki yüksek su kullanımının faturalandırmalara yansıtılması, tesislerin su temin kaynaklarının denetlenmesi ve şebekedeki kaçakların önlenmesi gerektiğini dile getirdi. Tarımsal sulamada kapalı sistemlere geçilmesinin gıda güvenliği açısından zorunlu olduğunu aktaran Özkan, sanayi ve tarımda geri kazanılmış su kullanımının mevzuatla düzenlenmesini istedi. Özkan ayrıca, üniversite çatısı altında sivil toplum, belediye ve sektör temsilcilerini bir araya getirecek bir Su Enstitüsü kurulması amacıyla Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) başvuru yaptıklarını duyurdu.
Toplantıda istatistiki veriler paylaşan Prof. Dr. Ethem Karadirek ise Türkiye genelinde nüfus artış hızı binde 5 seviyesindeyken Antalya’da bu oranın binde 20’ye ulaştığını bildirdi. Antalya Su ve Atıksu İdaresi (ASAT) Genel Müdürlüğünün 2025 yılı verilerini aktaran Karadirek, şebekeye sunulan 396 milyon metreküp suyun yaklaşık yüzde 34,5’inin kaybolduğunu, gelir getirmeyen su oranının ise yüzde 46 düzeyinde bulunduğunu kaydetti. Su yetersizliğinde sürekli yeni kaynak aramak yerine mevcut talebi yönetmenin ve tasarrufu esas almanın en verimli yöntem olduğunu söyledi.
2025 yılında yaşanan ağır kuraklığın gelecekte yaşanabilecek krizlerin bir simülasyonu olduğunu ifade eden Karadirek, Kırkgöz’deki debi düşüşü nedeniyle Organize Sanayi Bölgesi’nin yeni kaynaklara yöneldiğini ve aynı yıl yer altı suyu tahsis başvurularının yüzde 136 oranında arttığını belirtti. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre sanayiye yıllık 35 milyon metreküp tahsis yapılmasına karşın, 2021-2024 yılları arasında fiili kullanımın 93 milyon ile 146 milyon metreküp arasında gerçekleştiğini; aradaki devasa farkın şebeke suyu ve ruhsatsız kulardan sağlandığını dile getirdi.
Sanayide oluşan atık suların yeniden kullanımıyla ciddi bir potansiyel yakalanabileceğini belirten Karadirek, Organize Sanayi Bölgesi'nde açığa çıkan 5,5 milyon metreküp atık suyun arıtılarak başka süreçlerde ham madde olarak kullanılabileceğini ("endüstriyel simbiyoz") ifade etti. Turizm sektöründeki su ayak izine de değinen Karadirek, 5 yıldızlı otellerde geceleme başına kişi başı su tüketiminin 400 ila 800 litre, 5 yıldızlı tatil köylerinde ise bin litrenin üzerine çıktığını bildirerek sektörün kaynaklar üzerinde büyük baskı oluşturduğunu açıkladı.
Tarım sektöründe kullanılan suyun yüzde 67'sinin açık kanallarla taşınması sebebiyle yüksek buharlaşma kayıpları yaşandığını anlatan Karadirek, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesinin ve havza potansiyeline uygun ürün deseninin seçilmesinin şart olduğunu söyledi. İklim rejimindeki değişimi de özetleyen Karadirek, geçmişte 40 güne yayılan yağışların artık 4 gün veya 4 saat gibi kısa sürelerde fırtına şeklinde düştüğünü, bu durumun suların yer altına süzülmesini engelleyerek sle dönüşmesine ve kaybolmasına yol açtığını vurguladı.
Akdeniz’de 1970-2024 yılları arasında 21,5 derece olan ortalama deniz suyu sıcaklığının 2024’te 22,3 dereceye çıktığını belirten Karadirek, son 5 yılın ortalamasına göre yüzey ısınmasının 1,4 dereceye ulaştığını ve bu durumun 17 binden fazla türe ev sahipliği yapan denizel ekosistemi ve biyoçeşitliliği tehdit ettiğini belirtti. Türkiye’nin yıllık kullanılabilir su miktarının 112 milyar metreküp, kişi başı düşen miktarın ise bin 300 metreküp civarında olduğunu hatırlatan Karadirek, Falkenmark indeksine göre ülkemizin su stresi yaşayan grupta yer aldığını aktardı. Karadirek, 2050 yılında sıcaklıkların 2,5 derece artmasıyla kullanılabilir suyun 100 milyar metreküpe gerileyeceğinin, 2100 yılında ise küresel ölçekte 30 milyar metreküplük su kaybı yaşanacağının öngörüldüğünü belirterek arzı artırma odaklı yaklaşım yerine talebi yöneten verimlilik modeline geçilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.