|
Tweet |
ATIKLAR FOSEPTİKLERDE TOPLANIYOR!
Gazetemiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Murat Seyirci’nin hazırlayıp sunduğu ‘‘Seyirci Kalma’’ programına katılan Mustafa Karancı, sorunlarıyla ve eksik altyapısıyla aylardır Antalya kamuoyunda tartışılan bölge olan Altıntaş’a dikkat çekti. Bölgenin imara açılmasıyla foseptik gerçeğinin daha da gün yüzüne çıktığını anlatan Karancı, bölgede yapılan inşaat projelerine ruhsat verilirken, foseptik kuyularının zorunlu tutulmasına değindi. Karancı, Altıntaş’ta alt yapının olmaması nedeniyle pis su atıklarının foseptik depolarında toplanarak, vidanjörlerle taşındığını belirtti.
ÖZELLİKLE SIZDIRILIYOR!
Bölgede yapılan inşaatlardaki yeraltı foseptik depolarının, atığı özellikle sızdıracak şekilde yapıldığını vurgulayan Karancı, bunun geçmişten gelen alışılagelmiş bir uygulama olduğuna değindi. Foseptik depolarının sızdırmaz olması gerektiğinin altını çizen Karancı, ‘‘Vidanjör maliyetini azaltmak için foseptik depolarının betonları kırılarak çakılla geçirgenliği sağlanıyor.
Geçmişte atık sularımız travertenin içerisine aktarılır, yeraltı sularımız ve denizlerimiz kirlenirdi. Altıntaş'ta da benim endişem, bölgedeki foseptiklerin aktif olarak kullanılmayacağı yönünde. Foseptiklerin inşaatı sızdırmazlık değil, tam aksine sızdırılacak şekilde yapılıyor. Bölgedeki yeraltı sularının, ardından da Lara ve Güzeloba kıyılarındaki denizin kirleneceğinden endişe ediyorum.’’ ifadelerini kullandı.
FOSEPTİK KUYULARI SIZDIRMAZ OLMALI
Antalya’da alt yapının olmadığı bölgelerde çok sayıda foseptik depolarının olduğunu ve bu depoların dolması halinde vidanjör vasıtasıyla düzenli olarak boşaltıldığını aktaran Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, dikkat çeken açıklamalarda bulundu. ‘‘Altıntaş, Döşemealtı gibi bölgelerde özellikle büyük sitelerin atıkları bu yer altı depolarında toplanıyor.’’ diyen Karancı, sürekli vidanjör maliyeti nedeniyle foseptik depolarındaki atık suların sızdırıldığı ile ilgili endişeler taşıdığını söyledi. Karancı açıklamasında şu ifadeleri kullandı.
‘‘Altıntaş'la ilgili yer konusunda benim özellikle söyleyeceğim şu. Orası imar planları yapıldı ve imara açıldı. Ruhsatlar verilmeye başlandı. Ama sizler de takip ediyor ve biliyorsunuz… En büyük problemlerden bir tanesi altyapı problemi. Orada verilen ruhsatlar foseptik kuyuları ile beraber ve sızdırmaz olması gerekiyor. Yani, bütün pis suların aktığı, biriktiği, kirli suların biriktiği foseptikler olacak. Bu 90'lı yıllardan bu yana Antalya'ya geliyor. Ben geçmiş dönemleri hatırlıyorum. Vidanjörlerle çekilen dönemler. 2026'da foseptikle ruhsat vermeyi ben doğru bulmuyorum ve maalesef Antalya'da alışılagelmiş bir gelenektir bu. Geçmiş dönemde çok yaygınca da kullanılmıştır.’’
TRAVERTENLERİ BESLERSİNİZ
‘‘Antalya travertenlerin bir özelliği var. Yaklaşık 630 km² alanda Antalya'da yayılıyor. Boşluklu, gözenekli bir yapısı vardır. Yani tamamen bir sünger gibidir. Siz ona ne verirseniz onu besleyebilirsiniz. Geçmişte atık sularımız maalesef travertenin içerisine aktarıldı ve yeraltı sularımız kirlenir, denizlerimiz kirlenirdi. Altıntaş'ta da benim endişem yine o. Bölgedeki foseptiklerin aktif olarak kullanılmayacağı, sızdırmazlık değil, tam aksine sızdırılacak şekilde inşaatın yapıldığı. Betonların kırılarak çakılla geçirgenliği sağlandığı ve o bölgedeki yeraltı sularının daha sonrasında da Lara ve Güzeloba bölgesindeki denizimizin kirleneceği noktasında endişelerim var.’’
BÖLGE DEPREM AÇISINDAN GÜVENLİ
Açıklamasında Altıntaş bölgesinin depreme dayanıklılığı ile ilgili bilgiler de veren Karancı, bölgenin ruhsatlandırılmasının, Aksu Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokol gereği Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldığını söyledi. ‘‘Büyükşehir Belediyesi'nde jeoloji mühendisi meslektaşlarımız var.’’ diyen Karancı, ‘‘Bu bölgede zemin etütleri yerinde yapılıyor ve denetleniyor. Gerekli önlem tedbirler alındıktan sonra o bölgenin Konyaaltı’ndaki, özellikle alüvyon arazilerden, tarımsal arazilerden, yeraltı suyunun yüzeye yakın olduğu arazilerden nispeten daha güvenli olduğunu düşünüyorum.’’ şeklinde konuştu.
FOSEPTİK DEPOLARI EK MALİYET GETİRİYOR
Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı’nın açıklamalarına karşı kendisinin şahit olduğu gerçekleri canlı yayında aktaran Murat Seyirci ise alt yapı yapılmadan ruhsat verilmesini eleştirdi. Karancı’nın endişelerini destekleyen ifadeler kullanan Seyirci, şunları söyledi. ‘‘Projelerin içerisinde foseptik çukurlar yapılıyor. Yani insanların lavabo ihtiyaçlarının giderildiği alanlardan buralara atıklar birikiyor. Bunu da konut sahipleri, site yönetimleri vidanjörle çektiriyorlar. Normalde işlem böyle yapılıyor. Sizin söyleminize göre onlar ne yapıyor? Aslında alta geçirgenlik yapıyorlar. Yani sıvının toprağa verilmesini sağlıyorlar. Neden? Vidanjör maliyetleri zaman içerisinde azalacak. Çünkü ayda on defa vidanjör çağıracaklarına iki defa, üç defa çağıracaklar ki bu sayede tasarruf elde etmiş olacaklar. Bunu da tabii nasıl denetleyeceksiniz? Denetleyemezsiniz. Diğer taraftan en büyük problemimiz altyapı tamamlanmadan bir bölgenin imara açılması, ruhsat verilmesi. Çünkü nereden baksanız bakın, her site projesi için bu foseptik çukurlarının yapılma maliyeti 5-6 milyon lira. Bu da neyi beraberinde getiriyor? Konut fiyatlarının artmasını, hatta ilerleyen dönemlerde altyapı yapıldığı zaman boş çukurların orada tehlikeli bir şekilde kapatılmadan kalmasını. Zaman içerisinde foseptik çukurunu kapatmak da ayrı bir maliyet.’
DENETİM YOK
Gazeteci Murat Seyirci’nin denetim eksikliğini vurgulaması sonrası vidanjör çözümün gerçekçi bir çözüm olmadığını aktaran Karancı, kolay bir yöntem gibi gözüken vidanjör tercihinin doğaya ve kaynaklara zarar verdiğini aktardı. Karancı konuya dair açıklamasının sonunda şu sözleri söyledi. ‘‘Burada ruhsatı ve iskanı Büyükşehir Belediyesi verdikten sonra dediğiniz gibi bir denetim mekanizması yok. Baktığınızda projeye uygun yapılmış bir inşaat ya da bitirilmiş bir inşaat görünüyorsunuz ama bunun Antalya özelinde sürdürülebilirliği yok. Vidanjörlerle bu kadar fazla insanın ikamet ettiği bir alanda atık suyu alıp oradan bertaraf etmek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla en kolay yöntem olan ama bana göre en zararlı olan yöntem tercih ediliyor ve bu atıklar yer altı sularına, yer altına zerk ediliyor.’’
Kaynak: Akdenizde Yeni Yüzyıl