|
Tweet |
Haber alma hakkını ve basın özgürlüğünü savunmak amacıyla gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri,milletvekilleri, siyasi parti başkanları ve baro başkanı Antalya dahil 10 ilde sokağa çıktı. Antalya'da Attalos Heykeli'nden Cumhuriyet Meydanı'na yürüyen grup, "Sansüre hayır, habere özgürlük" sloganları attı. Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şube Başkanı Ceren Deniz, Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskılar, gazetecilerin tutuklanması, medya kuruluşlarına kayyım atanması ve haber sitelerine getirilen erişim engellerine ilişkin açıklama yaptı. Gazeteciliğin halkın haber alma hakkını savunmak olduğunu vurgulayan Deniz, basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak sorunu olduğunu belirtti.
(1).jpeg)
Ceren Deniz, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çekerek açıklamasına şu ifadelerle başladı:
“ARTIK YETER! NEFES ALAMIYORUZ!
Türkiye’de Gazetecilik, İktidarların, Siyasilerin Ya Da Sermayenin Değil Halkın Yanında Olmaktır! Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz! Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen,habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez. Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez.”
.jpeg)
Gazeteciliğin temel görevinin toplumu ilgilendiren gelişmeleri görünür kılmak olduğunu belirten Deniz, emekçilerin hak mücadelelerinden kadınlara yönelik şiddete, gençlerin sorunlarından yoksulluğa kadar birçok konunun kamuoyuna aktarılmasının mesleğin kamusal sorumluluğu olduğunu ifade etti. Deniz, gazeteciliğin siyasi iktidarların ve sermaye çevrelerinin çıkarlarına hizmet etmemesi gerektiğini vurgulayarak söylemine şöyle devam etti:
“Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken,gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil. Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal ‘ilkeleri’ elbet bir gün yok olacaktır.
.jpeg)
Gazetecilerin haberleri ve mesleki faaliyetleri nedeniyle çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını öne süren Deniz,özellikle iktidarı eleştiren soruların sorulması, kamu kaynaklarının kullanımının araştırılması ve yolsuzluk iddialarının haberleştirilmesinin gazetecileri hedef haline getirebildiğini savundu. Deniz, meslektaşlarının karşılaştığı tabloyu şu sözlerle aktardı:
“Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor. Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin.”
.jpeg)
Basına yönelik sansür, otosansür, kapatma ve tutuklama uygulamalarının yalnızca gazetecileri ilgilendirmediğini dile getiren Deniz, bu durumun toplumun haber alma hakkını doğrudan etkilediğini belirterek şunları kaydetti:
“Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma haklarına vurulan bir darbedir. ‘Gazetecilik suç değildir’ diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır. İşçinin,çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin özetle bu toplumun yani sizlerin gerçekleri öğrenmeniz, gelişmelerden haberdar olmanız istenmiyor. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz!”
Deniz, son iki yılda medya kuruluşlarına yönelik uygulamaları da gündeme getirerek Flash Haber TV, Ekotürk TV,Habertürk grubu, TELE1 ve Halk TV hakkında kayyım uygulamalarının hayata geçirildiğini ve bu kanallardaki iktidara yönelik eleştirel yayınların durdurulduğunu iddia etti. Haber sitelerine ve sosyal medya hesaplarına yönelik engellemelere değinen Deniz şunları dile getirdi:
“Son 2 yılda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyum atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur. JINNEWS, Mezopotamya Haber Ajansı, KAOS GL haber sitesi erişime engellenmiş ve bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur. Bunun yanı sıra Evrensel, Kısa Dalga, SolHaber, Yeni Yaşam Gazetesi, Bianet gibi önemli haber sitelerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, birçok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır. Onlarca gazeteci ile MLSA ve İFÖD gibi derneklerin hesaplarına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca kamu reklamlarından muaf tutulan, yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve TV yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örneklerdir.”
Tüm yurttaşları dayanışmaya davet eden Deniz, sansüre karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini savunarak değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:
“Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya,gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin! Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız. Kürt gazeteciler susturulurken, muhalif gazeteciler tutuklanırken,bağımsız medya kuruluşları hedef alınırken, kamu yayıncılığı iktidar yayıncılığına dönüştürülürken susanlar; meslektaşlarının uğradığı baskıyı görmezden gelenler, gazeteciliğin ortak geleceğine zarar vermektedir. Gazetecilik,yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir. Gazetecilik, kendisiyle aynı düşünmeyen gazetecinin de haber yapma hakkını savunabilmektir. Oto sansürü normalleştirip, sansüre uğrayanın kimliğine, diline, siyasi görüşüne ya da çalıştığı kuruma bakarak dayanışmayı seçmek, mesleki dayanışmayı dar çıkarların sınırlarına hapsetmektir. Bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalmak, sıranın bir gün kendisine geleceğini unutmak demektir.”
Basın özgürlüğünün tüm toplumu ilgilendirdiğini vurgulayan Deniz, mesleki talepleri sıralayarak açıklamasını tamamladı:
“Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek talebimiz özgürce mesleğimizi yapmaktır. Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz. Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz.Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur! -Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın -Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin -Medyada Kayyım uygulamalarına son verin -Hukuksuz erişim uygulamaları sonlandırın -Kamu reklam ve ilanlarının adil ve eşit dağıtın -Anayasamız ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin”